31 Mart 2015 Salı

Pusu. Avrupa. S01E01 HDTV x264 LOL ettv

pilot bölümün sonra daha çok merak edilsin diye ara verdiğimiz ama hiç mi hiç merak edilmeyen euroleague pusu'nun ilk bölümüyle nihayet karşınızdayız. pilot bölüm ve karakterlerin tanıtımı için:

http://sanlispurs.blogspot.com.tr/2015/01/european-criminals.html


***





kasvetli bir akşam. yağmur yağsa kasvet dinecek ama sanki sırf ferdinando gentile rahat edemesin diye dönüp dolaşan bulutlar tek damla bırakmadan milano'nun tepesinde dolanıyor. gençliğinde tüm avrupa'ya korku salan gentile soyadı unutulmaya yüz mü tutacak? bu soru üstüne bir kadeh, bir kadeh daha. sonu yok, bütün gece böyle geçecek. yağmur da yağmıyor. derken kapı sesi. gelen kişi üzerine çok eğildiği ama o güne kadar bir türlü racona ayak uyduramayan oğlu alessandro. tek umudu. oğul gentile'nin baba çok içiyorsun itirazları, baba gentile'nin asıl içine dert olan şeyi oğluna söyleyememesi. derken oğul gentile bir müjdem var der: "baba büyük bir iş bağladık, yeniden bu soyadı layık olduğu noktaya gelecek. hovardalıkları bir kenara bıraktım artık. artık yeni bir alessandro gentile var. sadece avrupa değil tüm dünya duyacak bu soyismi. birkaç güne istanbul'a gidiyorum"




***





gustavo ayon'un telefonu çalmaktadır. hiç sırası değil halbuki. hay aksi lanet olsun diye küfürü basıyor gustavo. arayan komiser pablo laso. kısa kesmesi lazım, birazdan emanetlerin teslimi yapılacak ve karşılığında yüklü miktar para alınacak. polisle irtibata geçtiği öğrenilirse başına gelecekler pek iyi şeyler değil. şüphelendiren adımlarla bulunduğu yerden telefonu açmak üzere uzaklaşıyor lakin bu durumun pek hoş karşılanmayağının farkında. komiser laso'ya son durumu bildirip telefonu kapattıktan sonra kafasında bir sertlik... namlunun ucu soğukluğunu en sert şekilde hissettirmekte...

***






sabahın 6'sı. yeraltı dünyasında pek çok adamın yeni uykuya daldığı bu saatlerde nemanja bjelica çoktan kalkmış, sporunu yapmış, duşunu almış, kahvaltısını yapmış, takım elbiseyi üstüne çekmiş vaziyette. son zamanlarda işler nemanja için çok iyi gidiyor ve bu disiplini bırakmaya hiç niyeti yok. tekstil maskesi altında italya ile kurduğu bağ ile çok büyük bir meblağ parayı aklamak üzere. kendisi de bu işten epey cebe indirecek ve bundan sonraki işlerde en çok başvurulan isim olacak. hataya yer yok. en ufak bir açık büyük problemlere yol açabilir. ancak nemanja bjelica her şeyi en ince ayrıntısa kadar planlamış durumda. şirketin kapısından elinde donut'la girerken telefonda annesinin "sana kız buldum bi buluş istersen" ısrarlarına "off anne" diyerek karşılık veren birinden kim şüphelenir ki zaten.

***

gelecek bölüm: duygusal dev boban marjanovic'in yükselişi. david moss'un bir anda kendini çok büyük olayların ortasında bulması ve duygudan yoksun matt lojeski'nin vukuatları. Pusu Avrupa'da.




10 Mart 2015 Salı

galatasaray - fenerbahçe #efsane



sezon bittiğinde bu  maçtan daha iyi oynadığımız, bu maç kadar istediğimiz bir maç daha olmayabilir. belki bugün aslında sezon bizim için bitmiş bile olabilir ama bu maç tüm sezonun hatta galatasaray tarihinin en efsane maçları listesine girecek.

galatasaray cezalı hocasına, hafta içi kaybettiği beynine, kalbine, her şeyi olan arroyo'ya, 6 kişilik rotasyona rağmen fb ülker'i 40 dk boyunca istediği oyuna mecbur ederek bu maçı kazandı. şanslıydı ama o şansı yaratmak için her şeyi yaptı.

galatasaray lig tv spikeri ve yorumcuların söylediğinin aksine tempo ve hızlı oyun silahını hazırlamıştı fb ülker'e karşı. aslında bu silah değildi mecburiyetti. çünkü fenerbahçe hem daha yetenekli ve yüzdeli oyunculara sahipti hem de sete sette galatasaray'dan daha fazla opsiyon yaratabiliyordu. oysa galatasaray'ın elinde sadece sinan güler ve vlad micov'un ikili oyunları ve justin carter'ın 1e1'de fiziksel yetileriyle çıkartacağı oyunlara sahipti. oysa yaklaşık 12 bin kişilik koroyu arkasına alıp daha hızlı oynayarak pozisyon sayısını artırıp hata yapma lüksüne sahip olacak, iki takım arasındaki farkları savaşarak - ofansif ribaund, blok, top çalma- minimize edebilecekti. staff alba berlin maçında yapmamız gereken şeyi bugün sahneye koydu ve bu plan istekle de birleşince maçı getirdi.

elbette bu tip dar rotasyonla mücadele edilen maçlarda maçın sonunu oynayabilmek için enerjinizi daha iktisatlı kullanmak bir yöntemdir ancak yaratıcı oyuncu sayısı sınırlı olan galatasaray'ın maçı kazanacak noktaya getirebilmesi için oyunu daha başka parametreler üzerinden oynaması lazım gelirdi. sadece kolay ve çabuk basket bulmak değil rakibin hücumunu kendi hücumumuzla şekillendirmek. taraftarı arkasına alan galatasaray bu yöntemle belki de kariyerinde böyle şut performansı görmeyen sinan güler'e üst üste iki tane imkansız ginobili şutu attırdı. fenerbahçe ise o imkansız galatasaray hücumlarından sonra doğruya değil sayıya yöneldi. onlar da goudelock'la imkansız şutlar soktular belki ama onların planı bu değildi. bu plan galatasaray'ındı. ve bu kurgu maç boyunca yalnızca 1 yada 2 p&r baskete izin veren galatasaray savunmasının da anahtarıydı.



yağızer uluğ maçın başından sonuna muhteşem bir coaching gösterdi. işler iyi giderken hadi şu oyuncuyu biraz dinlendireyim fikrine kapılmadı. momentum bizdeyken bunda ısrar etti. bu olayın şöyle olumlu bir tarafı var ki tek maçlarda genelde dar rotasyon özellikle takım kimyası ve oyuncuların maça inancı noktasında çok mühimdir. ilk 15 dk oyuncu değiştirmemek de bence bu kapıyı açan anahtar.

hakeza istatistik kağıdını elinize aldığınızda göreceğiniz şey olan faul sayıları da bununla irintili. herkes sorumluluğunun farkında. maçın sonunu da kendisinin oynayacağını biliyor ve maç boyunca bakıyoruz transition savunmalarında bile faulden önce her şeyi yapmaya çalışan bir takım var.

oyuna geçtiğimizde ise ilk yarı boyunca sinan güler'le oynadığımız ikili oyunlarla maçta kaldık. fakat bu maçı kazanmak için yeterli olmayacaktı bunu biliyorduk. diğer iki kısa oyuncumuzun da oyuna girmesine ihtiyaç vardı. justin carter oyundaydı ama bir türlü istediği şekilde bitiremiyordu. micov ise maça çok uzaktı. maçın kırılma ya da galatasaray'ın kazanma noktasına gelmesini sağlayan da micov'un maça dönüşü oldu. 3.çeyrek şutunu soktu ve ondan sonra istediğini yapmaya başladı. bir devrede 16 sayı atması bile değil mevzu. önemli olan galatasaray hücumlarını sinan dışında birinin yönlendirebilmesi. o topu alıp tepe p&r oyununu oynadığında fb ülker savunması neyi yapacağını bilmesine rağmen engel olamadı. ne yapması gerekiyorsa onu yaptı. potaya gitti, pası gördü, faul aldı. maçın kahramanı sinan güler'di ama maçı kazandıran olay micov'un oyuna kafa olarak girişi oldu.



galatasaray bugün efsanevi bir maç kazandı ama bundan sonrası en az bugün kadar zor olacak. gelecek adına çok umutvar şeyler söylemek de kolay değil. ancak bugünün bize gösterdiği şu: arroyo gittiğine göre artık envanterimize uygun şeyi oynamamamız lazım. bu kadro arroyo oyununu oynayamaz. bu kadro sete sette çözülemeyecek şeyler üretemez. bu kadro bu oyunu oynar. koşar, ısırır, ister. kısacası tempo yapar. bu bizi belki şampiyon yapmaz ama içeride taraftarla oynayacağımız her maçı kazanabilecek noktaya getirebilir. 

daha efsanesi oynana kadar kızılyıldız ve bugünkü fenerbahçe maçı sezonun maçlarıdır. tıpkı cska maçı gibi. ama yeni bir efsane neden olmasın?






31 Ocak 2015 Cumartesi

Pusu - Avrupa


avrupa'da hiç bir şey göründüğü gibi olmayabilir. silah, uyuşturucu ticareti, temiz suratlar altında kirli çamaşırlar, ihanet, pusu, psikopat doğanlar, büyük bir suç şebekesi  ve tüm bu ağı ortaya çıkarma niyetli cesur bir kanun adamı. pilot bölüm ile karşınızdayız. karakterleri tanıyalım:




pablo laso - komiser

madrid metro polis şefi. evli ve 2 çocuğu var. disiplini elden bırakmayan bir kişiliğe sahip. işe erkenden gelir ve kahvesini içip dosyalara kafa yorar. iş arkadaşları tarafından saygı duyulan bir isimdir. işkolik olması sebebiyle polis istasyonunda kendisine takılan lakap "karınca pablo". uzun süredir uluslararası bir suç örgütünü açığa çıkarmak için çalışmakta. ancak yetkilerini sıkça aşması sebebiyle başı her an belaya girebilir. disiplinli bir kişiliğe sahip olsa da ufak şakalar yapmayı sever. stajyerleri kahve getir götür işlerinde kullanır ve iyi kahve yapamazlarsa asla iyi bir polis olamayacaklarını söyler. boş zamanlarında bahçe işleri ile uğraşmak en büyük hobisi.







gustavo ayon - meksikalı

annesi meksika babası kolombiyalı. meksika'da doğup büyümüş. on iki kardeşten biri. küçük yaştan itibaren hayat onu kaçakçılık yapmaya itmiş. yeraltı dünyasının bütün pisliklerini yaşayarak tecrübe etmiş. kardeşlerinden ikisi silahlı çatışmada gözleri önünde öldükten sonra ailesine daha iyi bir hayat sağlamak için polisle irtibata geçiyor ve iyi paraya ajanlık yapmaya başlıyor. köstebek. muhbir. tehlikenin ortasında. eğer arkadaşları ayon'un kendilerini sattığı öğrenirse 5 dakika beklemez infaz gerçekleşir ve bu sadece gustavo ile sınırlı kalmaz; annesi ve kardeşleri de kurşuna dizilecektir. gustavo'nun amacı bir milyon dolar topladıktan sonra polisin söz verdiği üzere avrupa'da tüm ailesi için yeni pasaportlar, güvende, müreffeh bir yaşam.







matt lojeski - kepçe

namıdeğer kepçe kulak matt. psikopat. gülmeyi sevmez. para ve uyuşturucu karşılığı operasyon yapar. bir grup için çalışmaz. kim daha fazla verirse onun işini görür. duygu denen insani özellik bu adamda yok. makine. hiç konuşmaz ama her istihbarat ona gelir, nası geldiğini ise kimse bilmez. bir kurşundan fazlasına gerek duymaz. asla panik yapmaz. namaz kılmaz, oruç tutmaz.






boban marjanovic- duygusal dev


koca bob. onu gören bir daha görmek istemiyor. annesi onu ilk gördüğünde konuşma yetisini kaybetmiş, boban 6 aylıkken de intihar etmiş. babası annesinin ölümüne sebep olmakla suçlamış boban'ı hayat boyu. okulda kimse onunla arkadaş olmamış. diğer öğrenci velilerin talebiyle okuldan atılmış. gençliğinde gece kulüplerinde bodyguard'lık yaparak hayata tutunmayı başarmış. heybeti herkesi korkutuyor ama aslında oldukça duygusal bir adam. ilk başlarda kimsenin ona normal insan muamelesi yapmamasının acısını yaşasa da sonrasında bu duruma alışır ve lehine kullanmaya karar verir. yeraltı dünyasında yer bulması uzun sürmez. bu karanlık dünyada hiç adam öldürmemiş olmasına rağmen herkes o'nun hakkında efsaneler anlatmaktadır. tek eliyle kafa tası kırdığı, kurbanın dişlerini iki parmakla alet kullanmadan kökünden söktüğü söylentileri duygusal boban'ı dokunulmaz bir adam haline getirmeye yetmiştir.







alessandro gentile - çapkın italyan

mafyanın başkentinde doğmuş bir isim. henüz yaşı genç. racona yeteri kadar sadık olmadığı için büyükleri tarafından uyarılıyor ama bu uyarılar bi kulağından girip diğer kulağından çıkıyor. arkası sağlam. koruyanı çok. para sıkıntısı yok, şımarık bir hayat yaşıyor. ailenin en küçük erkeği olduğu için bu şımarıklıklar bi şekilde sineye çekiliyor. yüksek hız yapmayı seviyor. bu sebepten iki kişinin hayatını aldı ama ailesi devletle olan bağını kullanarak sümen altı etti. kadınlara zaafı var, kolay kandırılabiliyor. ailesinin düşmanları tarafından yanına ajan kadınlar gönderiliyor. şimdilik hayatını yaşamakla meşgul ama bu şekilde devam ederse çok geç olabilir.









david moss- bob marley moss

varoşlarda büyüyen bir adam. henüz 10 yaşındayken yedi arkadaş "7s" isminde bir çete kuruyorlar. mahallenin bilgisayar oyunu oynayan beyaz gençlerinin korkulu rüyası oluyorlar kısa zamanda. haraç toplama ve hırsızlık konusunda uzmanlar. birbirlerine ettikleri bağlılık yemini asla bozmamaya yemin eden 7s asıl kuvvetini bu dayanışmadan alıyor. büyüdükçe işler de büyüyor. büyük uyuşturucu kartellerinin ellerindeki malları çaldıkları için baş belası yediler olarak da nam salmış durumdalar. david moss yeminine çok sadık ama ya bir arkadaşları ekibin geri kalanına ihanet ederse?









nemanja bjelica -  damat

piyasanın presentabl çocuğu. dünyanın iq'su en yüksek 100 adamından biri olduğu iddiaları mevcut. en iyi okullarından en yüksek derecelerle mezun olmuş. üst düzey br şirkette erken yaşta ceo olma şerefine erişmiş durumda. altın çocuk imajı sebebiyle kimse onun kirli işler çevirdiğini aklının ucundan geçirmiyor ancak kara para aklama, silah ticareti gibi bir çok karanlık işin merkezindeki isim. damat alınacak adam profilinin arkasında ileri seviyede bir gangster'ın eline su dökemeyeceği kabiliyetleri var. düzenli spor yapıyor ve en büyük hobisi poligonda vakit geçirmek. ve evet, hedefi hep 12'den vuruyor.

30 Ocak 2015 Cuma

uzun kollar out geniş kalçalar in

pozisyon savunmasında her şeyin başı yerleşim. sonra oyuncunun koyduğu akıl, sezi ve çabukluk. peki ya sonra?  




basketbolun temel yorumlama tekniklerinden biri de uzun kollu kısa oyuncular için kurulan "iyi savunmacı" tanımıdır. burada ölçüt genelde pas arası ve topa baskı olduğu için bu tip yorumlamalara yanlış diyemeyiz. ancak bugün oynanan basketbolda -özellikle birebir savunmalarda- geçilmemek top çalabiliyor olmaktan daha fazla önem arzediyor. detaylı matematik hesaplarına girmezsek toplu oyuncuya yenilen savunmacının savunmada yarattığı tahribat maç başına 4 turnover sayısıyla ikame edilemez.

tüm konsantrasyonunu topu çalma üzerine kuran "uzun kollu" savunucularımız genelde hamlelerini spacing'in önüne koyarlar. mühim olan topu çalıp kolay basket olduğu için istatistik kağıdında kendi adamına geçilerek kaç sayıya malolacağını pek düşünmezler. ama bilirler ki maç başına 1,5 top çalma ve 2,5 hızlı hücum sayısı kendilerini kitabına göre iyi savunmacı yapacaktır.

peki unuttuğumuz şey nedir? aslında burada konuşulan şey uzun kollu oyuncuların kötü savunmacı oldukları falan değil tabii ki. konumuz özellikle toplu oyuncu savunucusu kısa oyuncuların savunma prensipleri. bugün hala ikili oyun savunmasında hangi tercihin hücumu bloklamada daha yüzdeli olduğunu tartışıyoruz. peki pick and roll'ün oynatıcısını savunan oyuncu perdede kendini blokluyorsa neyi nasıl durduracaksınız? her perdede yere yığılan, duvara toslayan savunma oyuncusu perde oyunu oynandıktan sonra ne yapacak da rakip hücumu olumsuzluğa sürükleyecek?






ben izlediklerim kadarıyla anlatayım ya perde oynanırken kolunu topa sokmaya çalışacak ve faul alacak, ya perde oynandıktan sonra arkadan takip ettiği oyuncuya yine topa hamle yapmak için faul yapacak ya da topun yardım gelmeden yön değiştirmesi için dua edecek. çünkü o savunma artık geçilmiştir. delinen savunmayı tamir etmek için geriye kalan 4 oyuncunun her şeyi doğru yapması bile yetmeyebilir.

işte burada hem birebir savunmada hem de ikili oyun savunmasında "size" devreye giriyor. ayak çabukluğunu sabit veri kabul ettiğimizde rakip savunma karşısında savunma stensine yerleştiğinizde uzun kollarla pas kanallarını tehdit edebilirken size olarak geniş oyuncularla da rakibin penetre silahına karşılık verebiliyorsunuz. savunma prensibini geçilmemek üzerine kuran bir takım için hangisinin ideal olduğunu düşünmeliyiz?





şimdi başka bir pencere açarak takımların savunmakta en çok zorlandığı hücumlara odaklanalım. 1. sırada -hala açık ara- ikili oyun sonrası bozulan savunma yerleşimine gelen pas/atışlar var. bunun ardından hem ikili oyunlar hem de birebir oyunlar üzerinden bulunan penetre ve penetre + pas kombinasyonları var. bu hücumların durdurulmasının zor olmasının da tek sebebi var elbette o da savunmada yenilmiş olmak.

madem bu kadar anlattık fikrimizi daha açık beyan edelim. oynatan/yaratan oyuncuyu savunan oyuncunun top çalabiliyor olması değil her şartta rakibinin karşısında yer alıyor olması değerlidir. perde oyunu oynanırken perdede yığılan değil perdeyi yıkan, araya elini sokan değil vücudunun bütünüyle orada rahatsız uyandıran pozisyonda olması lazım gelir. bir guard savunucusu rakibine refakat etmemeli ona geçilmemelidir.

işte tam da bu yüzden yaşasın koca kıçlı kısa oyuncular. yaşasın ayağı yere sağlam basan kalçasıyla duvar olan cengaverler. yaşasın pozisyonu kaybetmeyen bütün devrimler, devrimciler.



21 Kasım 2014 Cuma

sezonun en önemli maçı

öyle bir yerdeyiz ki ne pocius var ne de micov.
öyle bir yerdeyiz ki ne para var ne de umut.



bugün -şimdilik- sezonun en önemli maçına çıkıyoruz. kazanmak birçok açıdan problem çözmek, özgüven kazanmak, hamle sırasında elini güçlendirmek anlamına gelirken, kaybetmek ise bu zor süreçte daha da karamsarlığa itebilir. bazı kararları erkene çekip hata yapma olasılığını artırabilir. mevcut çıkmazdan kurtulmak istiyorsak önce sakin kalabilmeliyiz ki bunun için de bugün kazanmak şart.

kazanmanın matematiksel sonuçlarına gelecek olursak +8 sayılık bir galibiyet bize grup ikinciliği kapısını sonuna kadar aralayacaktır. bu grupta hale hazırda kızılyıldız karşısında ikili averajı almak demek çok büyük olasılıkla 5g ile grubu ikinci bitirmek anlamına gelir. diğer türlü sadece galibiyette bile muhtemel 3lü averaj hesaplarında yine en iddialı takımlardan biri oluruz.

işin diğer tarafına geçersek bugün kaybetmek demek valencia/laboral/neptunas/olympiacos fikstürüne girmeden önce 2g de kalmak demek. valencia deplasmanından galibiyet çıkartmanın hayli zor olduğunu düşünürsek son 3 maça grup sonuncusu olarak ve her maçı kazanmak zorunda olan bir takım olarak çıkmak zorunda kalırız. ki bizden galibiyet fazlası bulunan neptunas'ı harikalar yarattığı kendi sahasında yenmek zorunda kalarak. bu da yetmeyecek laboral veya kendi elimizle işini içine dahil edeceğimiz valencia'dan birini daha altımıza almamız gerekecek...

yani sözün özü euroleague'de top16 yapmak istiyorsak bugün kazanmak zorundayız. diğer türlü her hafta elimize kalem kağıt alıp tekrar tekrar hesap yapmak zorunda kalacağız.

bugüne baktığımızda sorunlarımız "sorun" diyebileceğimiz büyüklüğü aştılar. artık üzerini örteceğimiz, saklayabileceğimiz durumda değiller. sakatlar bir yandan, ödeme sıkıntısı bir yandan, yönetimsel hatalar bir yandan...sanki kopmak üzere olan bir ipin üzerinde yürümeye çalışıyormuşuz gibi.

takım şu an acil koduyla çabuk bir şekilde 6 hafta sahalarda olmayacak micov yerine oyuncu bakıyor. bu oyuncunun micov'un yerini dolduracak forvet tipi mi olduğu yoksa micov döndükten sonra da takımda kalıp takımın eksiklerini giderecek başka bir kısa profili mi olduğu henüz belli değil. sakin kalmak diyerek bahsettiğim durum buydu. çünkü okuduğumuz, gördüğümüz kadarıyla galatasaray bu transferi kızılyıldız maçına yetiştirebilmek adına ihtiyaca uymayan ya da daha iyi bir ifadeyle micov döndüğünde işimizi görmeyecek oyunculara ciddi paralar teklif edilmiş.

oysa bizim ihtiyacımız sadece micov'un yerini doldurmak değil. bu takımın kısa rotasyonunda atletizm, savunma, combo, kendi skorunu yaratma gibi sıkıntıları da mevcut. gel gelelim bu sıkıntıların birçoğuna merhem olacak oyuncuyu yaklaşık 1 ay kadar önce yolladığımız için elimizde mevcudiyeti yok. şimdi bir gecede aceleyle karar verip hata yapmaktansa piyasada bizim ihtiyaçlarımıza en yakın, tam takım olduğumuzda da takımda kalıp bizi geliştirecek, elimizde olmayan şeyleri bize verecek bir oyuncuya ihtiyacımız var. umarım böyle bir oyuncuya gideriz.



maça geçecek olursak elimizde kısa olarak carlos arroyo, ender arslan, kris nikolov, göktürk ural, sinan güler, pietro aradori var sadece. en büyük problemimiz ise 3 no savunması. uzunlar da ise bize büyük bela olan marjanovic karşısında son 3 gün içinde ikişer defa takımdan ayrıldıkları haberi yapılan jawai ve vouyukas'a düşen en az 10 dakika. işin içinden çıkmak kolay değil ama bugün bizim oynamamız dışında onların oyunlarını bozmamız gerekiyor.

mutlak suretle onların marjanovic silahını devre dışı bırakmamız gerekiyor. bire bir savunmada bunu yapabilecek uzunumuz yok. ikili de oynasalar, forvetten de indirseler marjanovic çok uzun kalıyor ve yakına geldikçe çok iyi bitiriyor. bizim bugün öncelikle topu marjanovic'e indirmeden çözüm üretmemiz şart. bunun için ilk alternatif kerem gönlüm'ü 3 no'ya çekip 2-3 zone savunma yapmamız olabilir. kerem'in uzun kolları ve alan kapatabilme özelliği avantajımıza olacaktır. alçak postta topu ona indirmeleri bu spacingde çok kolay olmayacağı için onlar marjanovic'i yüksek postta veyahut tepe pnr'üne çıkartacaklardır. burada da marjanovic'in devrilme üzeri opsiyonları devre dışı kalacaktır. ve ilk isteğimize ulaşmış oluruz. dışarıdan boş şut bulsunlar, hatta oradan yiyelim ama marjanovic'i oyunun başında başımıza bela etmeyelim.

işin anahtarı savunma ve istek. eğer kerem gönlüm hamlesini maçın başında yapmak hücumda elimizi daraltacaksa ya da onların forvetlerine yetişme sorunundan korkuyorsak da bu defa sinan-göktürk ikilisiyle özellikle pnr offencede topa baskı yapıp mümkünse show-up'la onları daha yükseğe çıkartmalıyız. topu çalmaya yönelik hamle yapıp gerekirse sürekli yardımlarla onları baskı altında hata yapmaya sevk etmeliyiz. rüzgarı bi' şekilde arkamıza almamız lazım.

en olası forvet tercihi ise pietro aradori. onla başlamak hücumda onun bugüne kadar çok hissetmediği sorumluluk duygusuyla oynamasını sağlayabilir. hücumda takımı taşıyabilme hissiyatı onun içindeki skorer kimliği tekrar hatırlamasına yol açar.



her ne olursa olsun, kim oynarsa oynasın bugün kazanabilmemiz için aslında bizim başka bir oyuncuya ihtiyacımız var. o da taraftar. bugün takıma güç verecek, düştüğü yerden kalkmasını sağlayacak, orayı cehenneme çevirecek, marcus williams'ı raydan çıkartıp kahraman olmak için aptalca işler yapmaya teşvik edecek, carlos arroyo'yu burası benim evim ve en iyisi benim dedirtecek taraftar. bugün savunmamızla onları bozacaksak aslında bunu taraftar sağlayacak. bu ise 3-4 bin kişiyle yapılacak bir şey değil ne yazık ki.

bugün sezonun en önemli maçını oynuyoruz, top16 için oynuyoruz, yerden kalkmak için oynuyoruz. kazanırsak bahar bahçe, kaybedersek daha da derine. umarım bugün abdi ipekçi'ye gidebilme olanağı olan herkes orada olur ve bu maçı hep beraber alırız.



tüm umutsuzlukların arasından, tam bitti derken arroyo'nun elinden çıkacak üçlük gibi...




24 Ekim 2014 Cuma

ikinci yeni


sezon öncesi galatasaray yazı dizimiz türkiye kupası nedeniyle sekteye uğramış ve sistem başlıklı yazıyı yayınlayamamıştık. sonrasında gelen kötü sonuçlar ve şubedeki belirsizliklerden dolayı takımla ilgili analiz yapma olanağı da pek olmamıştı. bugün ise hem valencia galibiyetinin getirdiği heyecan hem de nolan smith'le vedalaşılması sonrası bir galatasaray geleneği olan sezon içi yeniden takım kurma sürecine girmiş bulunmaktayız.

sezon öncesi kurulan kadro ve plan doğrultusunda fikirlerimizi söylemiştik. ergin ataman geçen sezon denemek istediği alçak post oyun temelli takımı bu sezon tekrar gündeme almıştı. jawai ve vougiokas hamlelerini de sırf bu oyun için gerçekleştirdi. açıkçası söylemek gerekirse kağıt üzerinde yapmak istediği şeyin mantığı doğruydu. ancak iki nokta vardı ki bu konularda uyumsuzluk yaşanabileceği öngörülebiliyordu.

bunların ilki carlos arroyo ve arroyo'nun maksimum verim konusuydu. arroyo etkin ve verimli kullanmanın yolu topla yaratma imtiyazını onun eline teslim etmek ve onun doğaçlama tarzına esneklik sağlamaktan geçiyor. arroyo çok büyük bir oyuncu sahada her şeyi, her an yapabilmesi beklenecek oyuncu ancak onun da kendisine hareket alanı, şut alanı, pas açısı yaratabilmesi için perde ve arkasına perdeden devrilen bir uzuna ihtiyacı var. o kadar ince ve hassas pas yetilerine sahip ki sadece potaya devrilebilen ve pota seviyesine kadar sıçrayabilen uzunlara dahi maç başı 3-4 basket attırabilecek özellikte özel bir oyuncu.

daha açık konuşmak gerekirse carlos arroyo sahipseniz uzunlarınızdan biri muazzam atlet ve pnr bitiricisi olmalı. peki biz ne yaptık bu pnr oyunlarının rolünü kısıp bu oyunları jawai'yle de oynama yoluna gittik. en büyük hatamız bu oldu ki jawai'nin ayaklarının şu halini koca yaz göremedik...

ikinci konu ise nolan smith faktörüydü. nolan smith arroyo'dan farklı olarak yine atlet uzunlara ihtiyaç duyan bir kısa. şöyle ki nolan smith'in en verimli olduğu hücum setleri transition offence ve erken ve yüksek oynanan pick&roll'ler. bu tip hücum setleri için yarı sahayı çabuk geçen uzun ve özellikle tepe oyunları sonrası pop-out eden uzun şart. bizim böyle bir uzunumuz yok.

kısalara uygun olmayan bu uzun rotasyonunda neden ısrar edildi? aslında jawai gerçekten sağlıklı olsa arroyo için saydığımız hususların bir çoğu boşa çıkabilir. ve üzerine post oyunu da eklemiş olursunuz. fakat jawai'nin hiçbir şartta sağlıklı olabilecek izlenimi vermeyen şu duruşu maalesef bir değişimi şart koşuyor. hem de hiç gecikmeden.



dün itibariyle nolan smith'le köprüleri tamamen atmış gözüküyoruz. ben bu tavırda açıkçası oyuncuyu haksız görsem de ergin hocanın bunu sadece o olay ve nolan smith'in yetersizliği sebebiyle aldığını düşünmüyorum. -zaten nolan smith'in yetersiz olduğunu düşünmüyorum.- burada ergin hoca hem takıma hem de yönetime ciddi bir mesaj yollarken sezon başı yaşanan kayıplar ve başarısız görüntüye de bir nevi kurban veriyordu. takıma mesaj herkes sahada oyununu oynayacak ve hakedecek. yönetime mesaj ise bana saygısızlık yapan bir oyuncunun ipini çektim yerine oyuncu alacağız.

şahsımca yönetime gidecek mesaj sadece bu olmamalı. kızılyıldız maçında oyuncuların mağlubiyeti kabullenmeleri ve hiç isyan etmemelerinin sebebi marjanovic'le fiziksel olarak eşleşemememiz olmasa gerek. kasım sonuna kadar yapılmayan ödemelerin diyeti çok acı olabilir.

şimdi önümüzde iki yol var. ya nolan yerine yine arroyo'yu yedekleyecek, skor üretebilen, savunma yapabilen bir kısaya gideceğiz ya da iyi bir pnr uzunu takviyesiyle tüm oyun planımızı geçen yılın yeni bir versiyonuna dönüştüreceğiz. ki bence en azından sezonun şu döneminde iyi bir atletik uzun alıp kısa takviyesini oyun şablonumuz tekrar oturduktan sonra gündeme almakta fayda var. çünkü dün de gördük ki ne zaman ki dar rotasyona dönüyoruz takımın her dişlisinden maksimum verim alabiliyoruz. şimdilik takımda bir çok yeni oyuncu varken ektra bir oyun kurucu ve onun takıma adaptasyonuyla uğraşmak sıkıntı yaratabilir. bizim acil ihtiyacımız arroyo ve onun besleyeceği bir atletik uzun. bu hem dar rotasyon kullanma opsiyonunu yaratacaktır hem de aradori'nin tbl'de lisans almasını sağlayacaktır. ( jawai - vou'dan birinin gitmesi ve diğerinin sadece el'de süre alması )

ergin hocanın da benzer fikirde olduğunu düşünüyorum. türkiye kupasından sonra çabuk bi şekilde alçak post oyunundan vazgeçti ve oyunu tamamen yine ikili oyunlar üzerine kurmaya başladı. takımda şu an görünen en büyük iki eksiklik ise atlet bir pnr uzunu ve kendi skorunu yaratan patlayıcı bir skorer. hangisinin daha aciliyetli olduğuna ve hangisinin şu dönemde takıma daha büyük ivme kazandıracağına o karar verecektir.



sezon başındaki tercihler ve uzun rotasyonu konusunda ek yapmak gerekirse ana planda yer alan topa baskı ve hızlı hücum denemeleri bir yerde tıkanıyordu. o da şu ki topa baskı tercih edilen savunmalarda arkada potayı bekleyecek pivot şart kere şart. en olmadı 4 no'dan yardım savunmasıyla bu sorun çözülmeli. biz ilk gereksinim olan potayı savunmabilecek uzun tercih etmediğimiz için 4 no'dan yardım edebilmeliydik. ve bunun için de aslına bakarsanız elimizde kerem gönlüm ve yine oraya oynayabilecek furkan aldemir vardı. ancak bu iki oyuncunun 4 no'dan süre alması durumunda hücumda yaşanan spacing sorunu bizim getiri-götürü hanemizde eksi olarak yer alması daha olasıydı. şimdi gördüğümüz ise nolan sonrası topa baskı yapılan riskli savunmadan ziyade ergin hocanın geçtiğimiz sezonlarda tercih ettiği topun arkasında kalan ve sürekli adam değişik boş şut ve alana izin vermeyen savunma tercihine bir dönüş olarak görebiliriz.

toparlayacak olursak bugünden itibaren yeni bir takıma dönüşmeye başladığımızı söyleyebiliriz. hücumda alçak post değil pick&roll, savunmada topa baskı değil topun arkasında kalma prensibi, geniş bir rotasyon değil dar bir rotasyon. ihtiyaç ise skorer guard değil devrilen atletik bir uzun.






20 Eylül 2014 Cumartesi

galatasaray - oyuncu analiz

geçtiğimiz sezonun sıkıntılarına çözüm getiren, yeni yabancı sınırlamasına göre dizayn edilmiş, geçen seneden daha ucuz ama daha geniş ve daha kaliteli bir galatasaray kadrosuyla karşınızdayız. 8 yabancılı olması ve ligde 4 uzunla mücadele edecek olması kadro yapılanmasının handikapları ancak hem arroyo takımı kimliğini taşıyıp hemde çok daha geniş opsiyonlar vaadediyor olması ise büyük avantaj.

gelelim oyuncu bazlı değerlendirmelerimize:





carlos arroyo

her yeni sezonda daha da dominant arroyo...evet tbl'de 4.sezonunda 35 yaşına gelmişken her sezon bi' şekilde üstüne koyabilen bir arroyo. müthiş hikaye.

topu yere vurduğu an ne yapacağına karar verebilen, savunma harekete geçmeden savunmayı okuyabilen, savunma stratejisi değiştiğinde çabucak reaksiyon verip hamlesini yapan, tüm sahayı, açıları, eşleşmeleri görebilen büyük bir dahi. çok büyük oyuncu.

pick kontrolü üst düzey, ikili oyun sonraları öldürücü şutu ve yön değiştirebilme kabiliyeti muazzam pasörlüğüyle birleşince onunla oynanan ikili oyunlar büyük bir tehdide dönüşüyor. pas zamanlaması, şiddeti ve savunmayı okuyabilme kabiliyeti oynanan ikili oyunlarda fark yaratıyor.

sorumluluk almaktan hiç çekinmeyen hatta bunu özellikle isteyen bir oyuncu. ipleri sürekli elinde tutmak istiyor ve ilk 5 seçiminden rotasyondaki süresine kadar istekleri hep takımın liderinin kendisi olduğunu belli eden detaylar oluyor.

savunmada fiziksel olarak dezavantajları olmasına rağmen takım liderliğini burada da gösteriyor ve genellikle adam değişmeli savunma stratejileri geliştiren galatasaray'da savunmanın da liderliğini üstleniyor. bu tip savunmalarda çabuk karar vermenin çabuk olmaktan daha önemli olduğunu düşünürsek arroyo savunma zaafiyetlerini 2 yıldır minimum seviyede hissettiriyor takıma.

bu sene ise kadro yapısındaki makyajla bir çok tbl'e maçında tribünde olmasını bekliyorum. süresinde ve ilk 5 seçiminde değişiklik olacağını sanmam. euroleague maçlarında yine 25dk seviyesinde süre alacaktır ve ilk 5 başlayacaktır.




ender arslan 

mrs.24 second. anlamsız ve beklenmedik şutların üstadı. kafasını gömüp ibrahim üzülmez driplingiyle yaktığı canlar hiç de azımsanamaz. ters eşleşmeyi yakaladığında hiç affetmez kaldırır el üstü atar. nedense rakibin soluna vurup potaya gitmek gibi bir alışkanlık edinmemiştir. blok yemekten sakınır ve çabuk pes eder. savunmada geçilmeyeceği oyuncu türü yoktur. ama idrak edilemeyecek kadar yeteneklidir de. kutusu açıldığında loop'a alınmış bir şarkı gibidir ne susturabilirsiniz ne de anlayabilirsiniz.

bu sezon guard rotasyonunda arroyo, nolan smith'le beraber oynayacağı için sürelerinde ciddi bir azalma bekliyorum. özellikle euroelague'de ihtiyaç olmadıkça başvurulmayacaktır. momentum'u değiştirmeye yönelik, ani reaksiyon gerektiren durumlar dışında 1.opsiyon olacağını sanmam. kenarda farklı bir guard opsiyonuyla nolan ve carlos'u yedekleyecektir.






nolan smith

transferi gerçekleştiğinde detaylı bir nolan portresi çıkartmaya çalışmıştım. http://sanlispurs.blogspot.com.tr/2014/07/nolan-smith-o-bir-sampiyon.html

nolan bir vizyon transferi. parkede hem arroyo takımını devam ettirip hemde alternatif düzenler yaratmak için yapılmış gelişime açık bir hamle. nolan'ı sakın ola ne arroyo ile ne de jamont gordon ile karıştırmamak lazım. ne arroyo profilinde bir oyun kurucu ne de jamont profilinde bir combo.

atletizmi ve penetresi kuvvetli, oyuna karakter koyabilen, açık alan  oyunları çok iyi oynayabilen, savunmada topa baskı silahına elverişli, yıkımına potaya gidebilen bir oyuncu.

en büyük dezavantajları ise istikrarsız dış şutu ve sayı çıkartma mecburiyetinde hissettiğinde yaptığı tercih hataları.

sezon boyunca hem back-up pg hemde combo olarak süre alacaktır. ligde arroyo'nun olmadığı maçlarda birinci guard, bazı zamanlar ise tribünde olacaktır.






sinan güler

sinan yarı final serisinde ve dünya şampiyonasında gördüğümüz gibi penetre ve boyalı alan savunmaları sorunlu takımlara karşı potaya gidebilme de tek alternatifin o olduğu maçlarda ciddi bir hücum silahı olarak karşımıza çıktı. şunu söyleyebiliriz ki son 5-6 aylık dönemde ciddi bir özgüven kazanmış durumda. hem şut kullanmada hemde potaya drive etme konusunda tereddüt etmiyor. açık alanda bir silah olarak kullanılabilecek atletizmini de unutmamak lazım.

kendine güvenerek oynadığı bölümlerde ciddi manada katkı verebilirken özgüveni kaybolduğu anlarda ise dişlilerin dönmemesine yol açan ve hücumda yutan elemana dönüşen bir sinan görüyoruz. şutu güven vermeyen, oyun aklı zayıf, topa yön verirken doğru tercihleri yapamayan, ikili oyun savunmasında fecaat, savunma sezgisi ve zamanlaması oldukça sıkıntılı bir sinan.

sinan'ın savunmada el-kol çabukluğu ve riskli şekillerde top çalma arzusu ise hem olumlu hemde olumsuz haneye yazılabilecek, bu sezon ki savunma stratejisinde göz önünde bulundurulabilecek detaylar.

sinan'ın euroleague'de ciddi süreler almasını beklemiyorum ( ort. 5dk ) yine ender'de olduğu gibi maçın seyrini değiştirmeye yönelik baskılı savunmalarda yada penetre silahına ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilir. ana sistemdeki yeri konusunda çok emin olamıyorum. ligde ise kesilen yabancıya artan azalan sürelerde kimi maç +20 kimi maç ise 3-4dk sahada kalacağını öngörüyorum. her maç değil ama belli maçlarda kullanılması çok daha makul.







martynas pocius

avrupada skor üretebilen kısa oyuncuları kategorize ettiğimizde pocius hiçbir zaman elit skorer klasmanında bir bölümde bulunmaz. elit şutör kategorisinde de bulunmaz. onun bulunacağı kategori maç içi konsantrasyonu yüksek, istikrarlı, oyunun her alanında etkili oyuncuların harmanlandığı yer olur. bakın özellikle allaround demedim. çünkü bana göre pocius allaround özellikleri olan bir skorer.

oyunun hücum yönünde toplu ve topsuz bütün alanlarda çok verimli bir oyuncu. birebir rakibini yenerek ve perde üstünden hareket ederek iyi bitirebildiği penetre silahı, hem statik hemde hareketli kullanabildiği dış şut silahı, pas & paylaşım konusundaki yeterliliği ve topu yere vurup pozisyon yaratabilme kabiliyetine sahip. ikili oyunları oynayabiliyor ve topun içeriye inmesi için hazırlanan setlerde pası veren oyuncu olabiliyor.

topsuz oyunlarda ise atletizmi göz kamaştırıcı. hem baseline tarafından hemde tepeden potaya topsuz cut'ları çok değerli. bunu değerli kılan şey ise pocius'un bitirici pozisyonundaki yetenekleri. pocius çok çok iyi bir bitirici. hem estetik hem de güçlü.

savunmada ise elimizi oldukça güçlendiren birebir savunma ve yardım savunması ehliyeti var. özellikle pas arası ve topa baskı sonrası top çalma konusunda oldukça işimize yarayacak bir silah.

pocius'un bu seneki kadromuzda hem lig, hem de el'de 2-3 rotasyonunda aradori'yle birlikte başka işleri yaparak birbirlerini tamamlayacaklarını ve yedekleyeceklerini düşünüyorum. beklentim 25dk süre alacağı yönünde.






pietro aradori

şimdi de euroelague düzeyinde olmasa da eurocup ve yerel ligler düzeyinde skorer apoleti sağlam bi' şekilde çivilenmiş pietro aradori'deyiz. siena'nın yeniden yapılanmaya giderken takımda onu tutmaması son yıllarda en çok şaşırdığım olaylardan biriydi. oldukça da hatalı bir karar olduğunu düşünüyorum siena için.

aradori her şeyden önce komple bir skorere dönüşebilecek yetenekleri olan bir oyuncu. şutun her nevisini sokabiliyor. spot-up, p&r sonrası, yalancı penetre üstü jump shot, fadeaway ve hareketli gelip potaya bıraktığı şekilsiz atışlar. buna ek fiziksel özelliklerinden ötürü kullanabileceği post-up silahı ve kalçasının da yardımıyla potaya yaklaşabildiği birebir oyunları.

aradori bitirici bir oyuncu. kendi şutunu yaratıp skor üretebilme kabiliyetine sahip fiziksel olarak 3 numaralarla baş edebilecek, 2 numara oynadığında ise özellikle alçak postta üstünlük kurabilecek fiziksel özellikleri var. oyununda hala geliştirmesi gereken yönler var. öncelikle post-up oyunlarında potaya yaklaşmak yerine uzaklaşmayı seçiyor ki burada ben kendini geliştirebileceğini düşünüyorum.

aradori için de nolan hakkında söylediğimiz vizyon transferi benzetmesini yapabiliriz. aradori burayı sorumluluk alıp euroleague oynayacağı bir kapı olarak görüyor. hem maaş hemde beklentiler ışığında daha fazlasına ulaşacak bir oyuncu. bu sene hem onun hemde galatasaray'ın iyi bir ortaklıkla beraber büyüyeceğini öngörebiliriz.

aradori süre bakımından hem lig hem de el'de 25dk civarı süre bulacaktır. sorumluluk açısından da tıkanan hücumlar veya sonuna gelen 24sn'lerde arroyo'dan sonra en çok o elde patlayan topları kullanacak oyuncu olacaktır. kim bilir belki de o yükü kaldırabilirse david hawkins'e bjk ve gs'de verilen şut özgürlüğü bile tahsis edilebilir.

geçmiş dönem aradori hakkındaki görüşlerimiz http://sanlispurs.blogspot.com/2013/05/milyonluk-essekler-sg.html






vlad micov

vlad micov'u da pocius ve aradori gibi geçtiğimiz dönemlerde yazmıştık. öncelikle o yazıyı paylaşalım http://sanlispurs.blogspot.com/2013/05/milyonluk-essekler-sf.html

micov çok beğendiğim bir takım oyuncusudur. aynı işleri yapmasalar da markoishvili gittiği andan itibaren onun yerini sadece micov'a layık görmüştüm.

micov ve markoishvili farklılıklarından başlayalım. savunmada marko çabukluğu ve inatçılığıyla fark yaratırken, micov daha fazla fiziksel güç ve sezgilerini kullanıyor. bu açıdan marko'yu genelde guard savunmasında görürken micov'u forvet savunmasında görüyoruz. marko'nun çok daha iyi p&r savunmacısı olduğunu söylemeye elbette gerek yok.

şut konusunda ikisi de oldukça ehil oyuncular. ikisinin de yüksek yüzdeyle -özellikle köşelerden- spot-up şut sokabildiğini söyleyelim. screen üstü şutlarda markoishvili, penetre üstü orta mesafe şutlarda ise micov çok daha iyiler.

burada şunu eklemek lazım ki pozisyon olarak da bi değişim olduğu aşikar. biz marko'yu 2-3 numara rotasyonunda kullanırken, micov bize 3-4 rotasyonunda lazım olacak. özellikle 4 kısalı düzeni de kullanmak isteyen ergin hoca için micov hem topu yere vurup ikili oyunları oynayabilme hemde 4 numaraların arkasında kalabilme açısından büyük avantaj sağlayacaktır.

micov'un rotasyonda 22-24dk civarı kısa forvette, 3-5dk'da uzun forvet pozisyonunda görev yapacağını düşünüyorum. en büyük endişem umarsızca yaşadığı vurdumduymazlığı. umarım suratındaki o ifade gurovic'in ruhunun yansıması değildir.







zoran erceg

sefer taslı katil zoran erceg 2.11 boyu ve el gösterilmesi çok zor dış şutlarıyla galatasaray hücumlarının temel yapı taşlarından en önemlisi. set hücumlarında alan açabilecek tek silahımız o ve onun ikili oyun sonrası dışa açılıp yolladığı şutlar. evet topu yere vurduğunda daha kararlı drive edebilse, alçak posta indiğinde rakiplerine diş gösterebilse elbette daha güzel olacak ama zoran erceg de bu.

savunmada oldukça pasif, yardım getirebilme konusunda yavaş ve tehdit oluşturamayacak kadar naif, ribaundlarda saldırgan olmayı prensip olarak doğru bulmuyor ama hücumda üst üste atacağı 3 üçlükle bunların hepsini unutturacak ve hissettirmeyecektir bizlere. öyle umuyoruz.






kerem gönlüm

galatasaraylı kimliği herkesin malumu olan ve bunu efes forması giyerken de saklamayan kerem gönlüm uzun yıllar boyu kavuşamadığı formasına yabancı sınırı kalktıktan sonra kavuştu. yaşına rağmen sahaya koyduğu enerji ve kazanma hırsıyla her zaman elinizde bulunmasını isteyeceğiniz tarzda bir uzun profiline sahip olan kerem gönlüm oynadığı her sezon önünde kim olursa olsun bir şekilde süre ve sorumluluk buldu. hatta daha da ötesi onun olmadığı her sezon oynadığı takımlar ciddi problemler yaşadı. ancak şunu da eklemeden geçmeyelim kerem gönlüm 15 senelik ülker-efes kariyeri boyunca yalnızca 2 tbl şampiyonluğu yaşadı.

kerem gönlüm hücumda ekmeğini savaşmasına, savunmada savaşmaya hatta benchde varolmasını bile savaşmaya borçlu bir oyuncu. sezgileri kuvvetli, hücum ribaundlarında rakip uzunları sürekli rahatsız eden, darbelere rağmen ayakta kalabilen bir oyuncu.

tabii savaşmayı da biraz açmak lazım. kerem gönlüm yaşına ve kariyerine oldukça ters gelecek biçimde egolarından arınmış ve takım için oynayan bir isim. aynı hücumda 4-5 kere perdeye gelebilen ve her seferinde daha da hızlı hareket eden, bundan rahatsızlık duymayan bir karakter.

oyununun detayına gelince perde sonrası devrilme opsiyonu ve uzundan uzuna pas yeteneği büyük avantaj. özellikle elit bir pasör olmamasına rağmen pas vermekten asist yapmaktan zevk olan bir oyuncu olması yardımlaşma ve takımdaşlık için mühim detaylar. ancak bunun da fazlası her şeyde olduğu gibi zararlı. kendi bitirmesi gereken bir pozisyonda bile pas tercihi çoğu zaman aptallık veyahut korkaklık.

savunmada hem baskı hemde yardımlaşma konusunda avrupa düzeyinde elit bir oyuncu. bu konuda bu sezon ki kısa rotasyonumuz da düşünülünce elimizi rahatlatacağı bir gerçek hele 5 no'da jawai-vou ikilisi düşünülünce.

olumsuz düşüncelerime gelince. hücumda ciddi bir spacing sorununa yol açabilecek şut sorunumuz var. ne orta mesafe ne de dışarıdan bir tehdidin olmaması hücum setlerinde top 4 no'ya geldiğinde başa sarmamıza neden olabilir. bu konuda ciddi ayarlamalar şart.




furkan aldemir

avrupanın en pahalı türk oyuncusuna bir hoş geldin yok mu? 1.3 milyon euro'lu maaşıyla avrupanın en çok kazanan uzunları arasına giren furkan aldemir belki bu sezon euroleague'de çoğu maçta süre dahi alamayacak ama en çok kazanan türk oyuncusu olma apoletini 3 yıl boyunca omuzlarında taşıyacağına bahis koyabilirim.

bu konuda açık konuşmak gerekirse furkan'ın hiçbir günahı yok. furkan yetenekleri ve verebildikleri ölçüsünde bu maaşı haketmiyor olabilir ama yabancı sınırının esnediği bir sezonda ona bu maaşı vermek başkalarının sorunu olsa gerek.

furkan'ın sorunlarına gelecek olursak. karşıyaka'da onu herkesin istediği bir oyuncuya dönüştüren yeteneklerinin hepsine halen sahip durumda. muazzam bir ribaund hassasiyeti, boy olarak undersized kalsa bile pivotların arkasında durabilmesi onu değerli kılıyor. ancak galatasaray'a geldiğinde beri oyununda ciddi anlamda bir gelişim olmadığını da söylemek üzerine çalışılmış bir analiz olmasa gerek. herkes bunu görebiliyor. ne post oyunu, ne orta mesafe şutu ne de pasör meziyetleri. hiçbirinde gram ilerme yok. hala hücum ribaundları sonrası topu kime vereceğini düşünen bir furkan var. potaya çok rahat bırakabileceği, smaçlayabileceği pozisyonlarda elli tane feyk atıp blok yemek için kaşınan bir furkan.

ben furkan'ın bundan 3 sene önce iyi bir p&r bitiricisine dönüşebileceğini umut ediyordum ki bu noktada bir gelişim sağladığını söylemek çok zor. evet kendisine jawai-vou rotasyonunda mutlak suretle ihtiyaç duyuyoruz. çünkü jawai-vou ikilisinin bize sunmadığı savunma çabukluğunu sunabiliyor. ve hatta daha çabuk bir devrilme. ancak bunlar onun yetersiz hücum portföyünü de örtmüyor ne yazık ki.

ben hocanın furkan için bu sene 4 numara denemelerini bile görebileceğimizi düşünüyorum. ondan bi şekilde faydalanmak şart. umarım kazandığı maaşa değil de ileride olabileceği oyuncu profili üzerine düşünüp bir gayret gösterecektir. bu karakterde bir insan olduğunu düşünüyorum.







nathan jawai

"en büyük alamet-i farikası kalın fiziğine rağmen çabuk ayaklara sahip olması olan nathan jawai bu sayede pick and roll oyunları için opsiyon da yaratabiliyor."

nathan jawai'yi değerli kılan şey oyununun birincil opsiyonu post-up olan uzunlara göre daha çabuk olmasıydı. bunu o ilk galatasaray'a geldiği gün de söylemiştik. onu 10-15dk'lık oyunculardan ayıran şey hücum opsiyonları açısından yaratabildiği derinlik ve handikapların minimize edilmesiydi. hem alçak postta hem de tepede oynanan ikili oyunlardan sonra devrilen bir kalıplı uzun...

fakat şimdi aklımızda ciddi soru işaretleri mevcut. nathan jawai geçen sezon galatasaray kampına katıldığında 160 kiloydu. forma girdiğinde ise 145. bu sene ise kampa 145 kilo civarı geldi ama bir eksikle. o da şu: nathan jawai ayak çabukluğunu kaybetmiş gibi.

bunun bizim için en büyük sıkıntısı elbette ikili oyun savunması ve p&r sonrası devrilme opsiyonlarının kısıtlanması. burada ikili oyun savunmalarında özellikle yüksek pick and roll oynayan takımlara karşı ciddi bir sorun yaşayacağımız aşikar ama beni asıl korkutan jawai'nin tüm hücum opsiyonun alçak postta sırtı dönük oyunlara hapsolması olur. pasör meziyetleri daha yetmemiş bir post oyuncusu için -ki fiziksel olarak hazır olması hayli zaman alan- bu top kayıpları ve kolay savunabilirlik sağlar.

jawai geçen sene o ciddi sağlık sorununu yaşamasına rağmen yaz başında galatasaray'da kalmasını istediğim oyuncuların başında geliyordu. çünkü jawai hem ergin hocanın sırtı dönük oyun planlarına uyuyor hem de üstüne arroyo'nun oynatıcı p&r meziyetlerini tamamlayabiliyordu. fakat bu çeviklik sorunu ciddi soru işaretleri getirmedi de değil. bu sorunun ne kadarının fiziksel hazır olamamayla ne kadarının ise geri döndürülemez yavaşlamayla alakası var bilemiyoruz haliyle. bu fizikte bir oyuncu için her şeyi detaylıca düşünmek lazım. umarım bir an evvel hazır olur.








ian vougioukas

alçak post efendisi.

ayak fundamentalını hayranlıkla izlediğimiz, narin ama öldürücü bir bitirici. rakibinin aklıyla oynayan, her defasında da beklenmedik anda sakince dönüşünü yapan, bloklardan kolay kaçabilmesini sağlayan el değiştirme kabiliyetine sahip hakikaten özel bir bitirici.

yıllarca diamantidis gibi bir halifenin elinde durduğun yerden bile oynayabileceğin pick and roll oyunlarını vasat da olsa yerine getirebilmesi arroyo'nun varlığıyla daha değerli olabilir. vasatın altında da olsa orta mesafeden tehdit yaratabilecek -en azından boşta kaldığında deneyebileceği- bir şuta ve bize en büyük yararı sağlayacağı nokta olan iyi yer alabilme avantajlarını da oyunun artı hanesine eklemek lazım.

fakat her halife yamağı gibi onun da oyunun sorunlu tarafları var. halis bir pivot fiziğine rağmen yumuşaklığı, ikili oyun savunmalarında yavaşlığı, maç içi istikrar sorunu yaşaması gibi.

vougioukas gerçek anlamda bir pivot. evet atletizmi oldukça kısıtlı, evet 10-15dk'lık bir oyuncu ancak eğer aradığımız şey pota altından skor üretebilecek bir uzunsa doğru isim vougioukas. daha da ilerleteyim eğer 8.yabancı almak zorundaysanız ve bu isim 1.opsiyonunuz olan jawai'nin sağlık sıkıntıları nedeniyle ciddi bir sorun oluştuğunda direkt olarak onun yerini almasını istediğiniz bir isimse vougioukas doğru bir transfer.

ancak bizim aradığımız uzun tam olarak ne sorusu başka bir zaman tartışılması gereken uzun bir mevzu.





14 Eylül 2014 Pazar

galatasaray - planlama

sezonun en kritik maçını oynadığımız barcelona deplasmanında arroyo yolladığı şuttan sonra dorsey'in ayağına düşerken sadece bir umuttan çok daha fazlası olan final four'u değil ligde yarı final görme ihtimalini bile kaybediyorduk. o düşüşün arroyo'nun narin bileklerinde yarattığı hasara göre şekillenecek başarı aralığı aslında ergin ataman galatasaray'ını da en basit şekilde tarif eden tanımlama oluyordu: "arroyo'nun takımı"







arroyo'nun takımı yaklaşık bir buçuk sezondur vizyonda ve bir adet tbl şampiyonluğu, bir adet tbl'yi son maçta terketme şansı, bir adet türkiye kupası finali ve bir adet euroleague çeyrek finali getiriyordu galatasaray kulübüne. ergin ataman ise david hawkins sendromu sonrası çekmecesinden belki de zorunlu olarak çıkarttığı bu kartı iki sezonda muazzam oynayarak başarıdaki asıl aslan payını alan isim oluyordu. 35'inden sonra kariyer zirvesini yaşayan carlos arroyo ve kariyerinin en formda dönemini geçiren ergin ataman. birbirlerinin şansı.

winner bir yıldızın takımı olmak hiç de kolay değildir. öncelikle bu her zaman büyük riskler barındırır. bunu çokça yazmaya çalıştım tekrara düşmeye gerek yok. üzerine koyması sıkıntılı ve daha sert liglerde çözülebilme ihtimali yüksek bir yapı. elbette ki ergin hoca bunların farkındaydı. peki neleri çok iyi yapabildi de kendisinden çok daha iyi kadroların üzerinde yer alıyor bu takım?

ergin ataman oldukça pragmatist bir coach. oyunlardan ve oyunculardan alacağı şeyleri çok iyi biliyor. neyi isteyeceğini bilmek ve oyuncuyu buna inandırmakla başlıyor her şey. oyuncuları antrenmanlarda, sahada tanıyan coachun belki de en büyük farkı bu. ergin hoca benim için çekingenliğinden kendi dünyasını aşamayan bir dahinin elinden tutan fötr şapkalı emmi'dir işte bu yüzden. belki çok fazla oyuncu bilmez ancak bunun bile faydasını görür. elinin altında, ön yargıların etkilemeyeceği bakış açısıyla.

arroyo takımı olmak her ne şartta olursa olsun kazanabilme ve rakiplerle baş edebilme özgüveni veriyor izleyenlere. "olsun bizim de arroyo'muz var" demek. bu aslında sadece taraftara özgü de değil oyuncular ve staff'da da bunu görüyoruz. ergin ataman gibi oyuncusuna parkede özgürlük tanıyan, oyuncusundan çözüm üretebilmesini bekleyen bir coach için arroyo gibi bir liderle çalışmak bu yüzden oldukça özel olsa gerek.

ergin ataman tüm bunları göz önünde bulundurarak bu sezona yeni bir carlos arroyo takımı yapılandırarak başladı. fakat yazının başında kısaca hatırlatmasını yaptığımız barcelona maçını da unutmayarak elbette.

evet galatasaray geçen sezonu zor şartlar altında sürekli değişen oyuncu topluluğu ve rotasyonla tamamlamak zorunda kaldı. tek bir oyunu mükemmelleştirip onun üzerinde uzmanlaşmak zorunda olan diğer tüm özel silahlarını sezon içinde belirli aralıklarla kaybetmiş bir takımdan bahsediyoruz. oyunu açabilmek adına erceg'le post-up oyunu deneyen, malik hairston'a jamont&marko oyunlarını oynatmak zorunda kalan, pops mensah bonsu'nun dizlerinin ve canının isteğine kalmış p&r'leri olan bir takımdan...

ergin ataman yeni sezon öncesi kadrosunu oluştururken tüm bu sıkıntıları göz önünde bulundurmuş bir kadroyla karşımıza çıkıyor.

i ) arroyo'nun sağlığı ve yaşını göz önünde bulundurarak ballhandler sayısını artırdığını görüyoruz. hem arroyo yokken hemde arroyo oyundayken daha fazla oyunu yönlendirebilen oyuncu.

ii ) jawai'yle geçen sezon başı denenmek istenen post-up oyunlarındaki ısrarı sürüyor hocanın. bu sebeple önce sofoklis schortsanitis'i deneyip o olmayınca da tekrar jawai'de karar kıldığını görüyoruz. ki 8.yabancı olarak alınan vougioukas'ın da bu oyunlardaki ehliyeti ve jawai'de çıkabilecek herhangi bir sorunda direkt olarak onunla değiştirilebilme özgürlüğü. 

iii ) takımın hücumdaki durağanlığı kadar tempo konusunda da sıkıntıları olduğunu gördü. özellikle dış oyuncu seçiminde sadece sete sette değil açık alanda da yaratabilecek oyunculara gidildi. nolan ve pocius hamlesinde bunu görüyoruz.




planlamanın detaylarına girmeden şimdi de kadro kurulurken yapılan acemiliklere ve iş bilmezliklere de değinmek istiyorum.

i ) tüm takımlar devşirme kuralı hakkında kesin bir karar çıkmadan bu statüdeki oyuncuları hakkında net bir karara varmamışken galatasaray tbl'deki en değerli devşirme oyuncularından birini elinden kaçırıverdi.

ii ) transfer sezonunun ortasında geçtiğimiz sezonu sakatlıktan dönüşüyle kurtaran gürcü kahraman manuchar markoishvili'yi bütçe belirsizliği ve biraz ağırdan almalar yüzüne cska'ya kaptırdı.

iii ) nisan ayında kadroların belli olduğu kadın basketbolunda imza atmak için genel kurulu bekleyen (ve bu sebepten dolayı kaptanını kaybeden), 700k'lık kontratına cüzi bir zamla sözleşme uzatmaya meyilli markoishvili'yi temmuz ayına kadar bekleten galatasaray basket şubesi yabancı sınırının değişeceğini bile bile furkan aldemir'le mayıs ayında seneliği 1.3m euro'dan 3 yıllık yeni sözleşme imzalayarak yine büyük bir başarıya imza atıyordu.

iiii ) transfer sezonunun sonunda pivot hamlesiyle takım tamamlanacakken ortaya çıkıveren bütçe problemi sebebiyle şubeden mevcut kontratlı oyuncuların bazılarının sözleşmelerinde indirime gidildiği haberi geldi. indirimden kastın ödemelerin diğer sezonlara aktarılıp bazı oyuncularla sözleşme uzatılması olduğu ise çok geçmeden ortaya çıktı tabii ki.

şimdi gelin domino misali yapılan bir hatanın nasıl diğerlerinin temelini oluşturduğunu görelim.

- bütçe belli değilken furkan'a elit euroleague pivotu maaşı vermek dolaylı yoldan markoishvili'nin kaçmasına ve sinan güler'le yeni şartlarda sözleşme oluşturulmasına neden oldu.

- erwin dudley'i elden kaçırmak ise yabancı hamlelerinde pozisyon değişikliğine neden oldu. istenilenden ziyade mecbur kalınan.




peki gelelim galatasaray'ın mevcut kadro yapısına ve planına.

öncelikle mevcut bütçe ve şartlar dahilinde oyuncu seçiminde nokta atışı yapıldığı kanısındayım. oyunu hangi alanlarda farklılaştırıp hangi alanlarda mükemmelleşmesi gerektiğinin doğru saptandığını düşünüyorum.

- galatasaray hücumlarının en büyük sorunu durağanlıktı. hücumda topu yere vurabilen oyuncu azlığı tıkanan hücum setlerinde topu pg'ye emanet etmekle son buluyordu. şimdi elimizde bu sorunu çözebilecek 3 tane forvet mevcut.

- ergin hoca hücum durağanlığı sorununu genellikle kısa pozisyonunda çift guard kullanarak çözmeye çalışıyordu. ancak ne yazık ki arroyo - ender ikilisi beraber yanyana kullanılabilecek oyuncular değillerdi. şimdi elimizde nolan smith gibi bir oyuncu var. hem ligde bazı maçlarda dinlendirilmek üzere arroyo'nun tribüne çıkma özgürlüğüne sahip olacağız hem de dönem dönem arroyo ile birlikte bir pg daha kullanabilme.

- nolan smith, sinan güler, martynas pocius...bu üçlü ise bize ergin hocanın galatasaray döneminde kullanmadığı bir savunma hamlesini kullanabilme ihtimalini doğuracak. topa baskı ve transition ( yazı serisinin 3.bölümünde detaylıca irdeleyeceğiz )

- yine kısa rotasyonun bize getirdiği yeniliklerden biri de hem birebirlerden skor üretebilecek hemde pozisyon bitirici olabilecek oyuncu sayısındaki artış oldu. geçen sezonun sonunda 1 ( arroyo ) kendine yaratabilen, 2 ( marko-cenk ) bitirebilen kısaya sahipken şimdi 4 tane kendine yaratabilen ( carlos-nolan-pocius-aradori ), 3 ( pocius-aradori-micov) de bitirebilen kısaya sahip olacağız.

-  hücum opsiyonları kısa pozisyonunda büyük artış gösterirken uzun rotasyonunda ise mükemmelleşme isteği göze çarpıyor. p&r de oynayabilen iki adet alçak post bitiricisi ( jawai-vougioukas ), ribaund hissiyatı üst düzey savaşan iki türk ( kerem g.- furkan ), dışarıdan şut imkanı sunan, p&p oyununa yatkın erceg ve 4 kısalı düzenler için kullanılabilecek vlad micov'dan oluşan bir uzun rotasyonu.

- bu uzun rotasyonunun bize sundukları ise şunlar: öncelikle topun daha fazla iç-dış kombinasyonu yaptığı için daha fazla pasör oyuncuya sahip olunması gereken, 1 ve 4'ten topsuz cut'ların yapıldığı, köşelerden şutörlerin yüzdeli soktuğu bir düzen. eşleşmesi zor post oyunu olan bir uzunla bu oyunlarda başarı olanağı hayli kuvvetli. ancak asıl önemli olan pivotlara o pozisyonu aldırabilecek oyunlar.

toparlayacak olursak takımın hücumsal olarak 1-5 oyun temelli, savunmada ise daha riskli bir strateji üzerine konumlanacağı kanısındayım.

incelememizin planlama kısmı geride kalırken mevcut kadronun oluşturulma evresi ve takıma getirdiği yenilikleri görmeye çalıştık. 2.bölümde ise kısmetse oyuncu analizleriyle karşınızda olacağız alskhdaskjdasdka



6 Eylül 2014 Cumartesi

anadolu efes ve ihtiyarlar heyeti



pozisyonlarında avrupanın en iyileriyle donatılmış kadrolarla kazanamadığı euroleague şampiyonluğunu tek bir lider ve starın etrafında kurduğu kelepir (geçmişe göre) kadroyla kazanan büyük efsane duda ve yıllardır para harcamaktan başka elinden bir şey gelmeyen özilhanlılar... ön izlemede hayli karmaşık görülse de aslında birbirine doğru koşar adım yaklaşmış ve birbirini bulmuş birliktelik.

ivkovic - efes birlikteliği aslında geçen sene oktay mahmuti'yle yolların ayrıldığı günden başlıyor. ivkovic sezon ortasında göreve gelmeyi riskli bulduğu için yardımcısı angelou'yu buralara gönderdi. fakat planlamanın başında o vardı. takım yarım sezon boyunca sürekli olarak savunma prensipleri ve zoran planinic üzerine çalıştı. ki bunu angelou'nun maç içinde oldukça saçma görünen mola tercihlerinde ve zoran planinic'e yaratılmak istenen rolde görüyorduk.

neticede ivkovic ilk neşteri efes'in hastalıklı bölgelerine vurdu. rahatlığa alışmış ve hedef takımı oyuncusu olmaktan uzaklaşmış kimi uzun yıllardır bu formayı giyen kerem gönlüm, dusko savanovic, semih erden, jamon gordon gibi isimlerin üstünü çizdi. aslında dusko, kerem, jamon ivkovic'in sistemine çabuk uyum ve nihayetinde fayda sağlayacak isimlerdi ancak duda takımın çabucak pes ettiği, kırılgan ve biraz da looser kimliğine adapte olmuş bu oyunculardan takımı arındırmak istedi.

bu ilk doğru teşhis ve tedaviden sonra sırada sıradışı kadro planlaması vardı.

makro plan




ivkovic'in kafasının içindekileri okumak hiç de kolay değil ancak olympiacos'la kazanılan euroleague şampiyonluğu sonrası onun yenilenmiş fikirlerini bu kadro planlamasında görmek mümkün.

anadolu efes'in bu seneki kadrosunda ilk hedefi doğru yapının anahtarlarını bulmak. takımın parçalarının olabildiğince risksiz ve ne katkı vereceği bilinen oyunculardan seçilmesi bunu gösteriyor. ( dario sariç hariç )

takımın gizli hedefi ise dario sariç. açıkça görülen şu ki ivkovic kimilerince ex-yugoslavya'dan drazen petrovic'den sonra çıkan en yetenekli oyuncu üzerine bir takım inşa ediyor. bu takım için kurulan tüm planların merkezinde dario sariç ismi görünüyor.

takım kurgusuna geçtiğimizde ise ivkovic'in olympiacos döneminde ders çıkarttığı bir olgu göze çarpıyor. takım olabildiğince egosuz ve yan parça olmayı göze alacak isimlerden oluşuyor. avrupanın en büyük gelecek vaadeden yıldız adayı sariç ve avrupanın en yetenekli pivotu krstic dışında tüm eklemeler bu ikiliyi destekleyecek ve ön plana çıkma gayretinde olmayan oyunculardan oluşuyor.

takım mühendisliğinde kağıt üzerinde en büyük eksiklikler olarak göze çarpan kendi skorunu üretecek kısa skorer ve yıldız oyun kurucu tercihlerini de bu açıdan ele almalıyız. ivkovic bu kadroda dario sariç'ten rol çalacak bir ismi kesinlikle düşünmedi. ve dahası oynatmak istediği oyunu kendisine bağımlı ve kolay kolay raydan çıkmayacak bir guarddan yana kullandı.

oyun planı




yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi ivkovic bu kadroyu kurarken çözüm üreten oyuncu sayısı az tutup sario sariç'e sorumluluk ve liderlik vermek istedi. bu hem oyuncunun gelişimi hemde anadolu efes'in 2-3 yıllık euroleague hedefi açısından birbiriyle örtüşen bir karar. sariç durdurulamaz görünen yeteneklerini euroleague'in tepe takımlarından birinde yine birincil opsiyon olarak gösterme imkanı bulacak. anadolu efes ise kendisine euroleague kazandırma hedefi sunabilecek bir yıldız.

peki bu kadro nasıl bir oyun ortaya çıkartacak. öncelikle işe dontaye draper'dan başlamak istiyorum.

draper euroleague düzeyince büyük işler başarabilmiş bir point guard değil. hırvat milli takımı ve cedevita döneminde oldukça iyi işler başardıktan sonra real madrid'in 3.guardı olmayı seçtiği dönemden bu yana yeteneklerini gösterme imkanı bulamıyor desek yeri.

oldukça çabuk ve atletik, tam sahayı topla çok çabuk katedebiliyor ve bu sayede fastbreak silahı yaratabiliyor. tüm bu atletizm ve hız unsurlarının bir arada bulunduğu guardların aksine olağanüstü bir pasör. sahanın tamamını görebiliyor ve yön değiştirmeleri korkusuzca yapabiliyor. ( takımın diğer tüm kısalarının şutör özellikleriyle birleştiğinde büyük bir silah )

draper'ın back-up'ında ise hız ve atletizm unsurlarını beraberinde bulunduran doğuş balbay var. burayı ikili olarak ele aldığımızda açık konuşmalıyız ki oldukça vasat bir rotasyon profiline ulaşmış oluyoruz. sadece topu getir ve savunmada baskı yap denebilecek bir oyun kurucuya euroleague seviyesinde minimum 10dk süre verecek olmak büyük sıkıntılar yaratır. matt janning'i ne kadar oraya kaydırabilecekleri ise şimdilik bir soru işareti. ancak öngörüm o ki ivkovic de tanjevic ve obradovic gibi en azından oyunun belli bölümlerinde oyun kurucunun oyun kuran rolünü kısıtlayıp, topu getirdikten sonra başka işler yapan/katkı veren oyuncular olmasını isteyecek. sahada zaten sariç var. bakalım sariç yetecek mi?

oyunun merkezine ve hatta çoğu zaman oyunu kuran oyuncu rolüne dario sariç'i yerleştiren ivkovic transition offence setlerine özel bir ihtimam gösterecektir. takımın kısa rotasyonunda draper, doğuş, janning ve cedi osman; uzun rotasyonunda ise lasme ile birlikte oyunun bu yönünde fark yaratabilen bir takıma dönüşmeyi hedeflediğini düşünüyorum. özellikle gelişen savunmalar karşısında fastbreak sayıları önemini daha da artırıyor.

kısa rotasyonunda sariç'ten rol çalacak skorer oyuncuya gidilmediğinden bahsetmiştik. bunun yerine duda kısalarda hücum portföyünü çok fazla genişletemese de en azından skor üretmeye hayli meyilli ve maç maç patlama yapabilecek oyuncular seçti. ve tabii hepsinde de birincil öncelik dış şut oldu.

takımın uzun rotasyonu ise rakipler için tam bir korku filmi. 4 numarayı oynayabilecek sariç, perperoglou, milko, lasme ve 5 numarayı oynayabilecek milko, lasme, krstic. burada özellikle herkesin pek önemsemediği milko bjelica faktörüne değinmek istiyorum. geçen sene amaçsız bir hale bürünen sezonda sessiz ve derinden çok iyi işler çıkarmış olan miko'yla devam etti anadolu efes. belki de piyasada ihtiyaçlarına ve vermek istedikleri role uygun alabilecekleri en iyi oyuncuyu aldılar.

lasme, krstic ve milko ile oynanabilecek tüm oyunları sağlama almış izlenimi veriyorlar. hepsinin belli mesafe koşullarında şut katkısı olacaktır. lasme dahi bu konuda vasat üstü bir orta mesafe şutuna sahip. oyunu post'tan krstic üzerinden yönlendirdiklerinde 4'te rebonder lasme, şutör milko-perper-sariç ve cut edebilen sariç opsiyonlarına sahipler. oyunu tepeden sariç p&r'leriyle yönlendirdiklerinde ise lasme'nin devrilme, milko'nun açılma ve krstic'in pozisyon alma ve orta mesafe tehditlerine sahipler. yine hem 4 hemde 5 numaralarda üçlü ikili oyun oynadıklarında tüm uzunların pasör meziyetlere sahip olduklarını görüyoruz. hem uzundan uzuna inen paslarda hem de ekstra pas tercihlerinde hata yapmayacak ehil uzunlara sahipler. tüm bu parametreleri ele aldığımızda milko'nun ne denli önemli bir hamle olduğu ortaya çıkıyor. süresi kısa ancak kilit oyuncu. ve kesinlikle çok verimli.

oyunu geçiş hücumları, pick and roll ve birebir hücumlar olarak üçe ayırdığımızda takım kimyasına daha net hakim olabiliyoruz. yazının başında belirttiğimiz gibi takım çok iyi transition offence elemanlarına sahip. ikili oyunlarda ise tercih forvetten oynanan p&r'lere bağımlı gibi görünüyor ( dario sariç ) burada olympiacos'un en az 3-4 oyuncuyu oyuna katarak oynadığı p&r setlerini düşününce forvetlerde perperoglou, janning, birkan ( cenk ), cedi tercihleri daha da önem kazanıyor. belli bir şut standardına sahip olmak oynanan ikili oyunlarda öngörülen alan paylaşımının kusursuz işlemesine olanak tanıyor. ve rakip savunmanın çözüm üretme kabiliyetini sınırlıyor. lasme gibi atletik bir pivotun görev tanımını da bu minvalde okumak lazım.

dusan ivkovic basketbolun ince işlerinde gelmiş geçmiş en büyük ustalardan biridir. çözüm üretebilme, cevap verme ve set hücumlarında detaycı yanıyla takımının fark yaratmasını sağlar. yani ivkovic sadece planlama üzerinde değil işin parkedeki kısmında da büyük bir iddiayla geliyor. bu kadronun da en çok buna ihtiyaç duyduğunu belirtmek lazım.

tenkid




bu bölümü iki kısma ayırmak istiyorum. ilki sariç'in rolü üzerinden forvetten oynanan setlerle ikincisi ise kadro planlamasındaki ufak detaylarla ilgili.

değişen basketbolda coachların özellikle oyun kurucu rolü ile ilgili çeşitli yaptırımlarına şahit oluyoruz. kimi coachlar oyunu çift guardla oynayarak kimisi ise point guardın oyun kurma konusundaki katkısını kısıtlayarak. tanjevic'in eurobasket 13' de oyunu zaten hedo-emir yönlendirecek bu yüzden 1 numarada başka işleri yapabilen ( topa baskı ve hareket ) doğuş ve sinan'a yönelmesi, obradovic'in melih'i 1 numaraya kaydırması gibi. ivkovic de en azından kağıt üstünde böyle bir tercihe yönelmiş gibi duruyor. fakat bunun oyunun gelişimi açısından büyük sıkıntılar getirdiğini düşünüyorum.

şöyle ki oyun kurabilen forvetlerle ( ki bu oyunların hep özel yetenekler olduğunu söylemek lazım ) oynama ve oyun kurma işini forvetlerin üzerine yıkmanın hücumun temposunu ve hareketliliğini aşağı çektiğine şahit oluyoruz. takım olarak uzadıkça oynanan setlerin süresi de uzuyor. ve çoğu zaman aşılamayan pick'ler oyunu durağanlaştırıp setin sıfırdan birebir oyunlara kalmasına neden oluyor. ek olarak bu tip point forvet tiplemesi oyuncuların sıklıkla sadece oyun kuran role büründürülmeleri onları köreltiyor ve oyunun gelişimine mani oluyor.

olayı daha da açmak gerekirse elimizde büyük bir tehdit olarak var olan forvetten ikili oyun oynayabilme özgürlüğünü/esnekliğini oyunun merkezine yerleştirdiğimiz zaman aslında var olan kabiliyetimizi sıradanlaştırıyor ve verimsizleştiriyoruz. en yakın iki örneklemden gidersek benim tbl'de en beğendiğim oyuncu olan sammy mejia ve banvit örneğini ele almak istiyorum. mejia çok çok iyi bir oyuncu ancak banvit sınırlı pg tercihleriyle ve oyunu dönem dönem tamamen mejia'nın üzerine yıkmasıyla onun yeteneklerini bir anlamda sıradanlaştırdı ve banvit organizasyonun yerinde saymasına yol açtı. o rolü daha kısıtlı sürelerde ikincil bir tehdit olarak elinde tutsaydı eminim ki hem mejia'nın mental gelişimi hemde oyunun çeşitlenmesi anlamında fark yaratılabilecek bir noktaya gelinebilirdi.

birçok coach halen oyun sıkıştığında, topa baskılı savunma tercihi geldiğinde hemen çift guarda dönüyorlar. fakat ben bunun iki durum içinde yararlı bir tercih olmadığını düşünüyorum. ( eğer çift guard konusunda uzman bir takım değilseniz ) parkeye oyunun durağanlaştığı bölümlerde ikinci bir guard sokmak aslında oyunu yönlendirmesi gereken oyuncunun sorumluluktan kaçabileceği bir kapı açmak demektir. biz buna geçtiğimiz sezonun galatasaray'ında oldukça fazla tank olduk. topa yön vermesi beklenen yada topun dolaşım hızını artırması beklenen ikinci bir guard oyuna girdiğinde topun 5 oyuncu arasında değil iki guard arasında senkronize bir şekilde gelip gittiğini ve hücumların daha da durağanlaştığını gördük. hatta bu pas - pas üzerine şekillenen hücumlarda daha fazla top kaybına. ( yine bir parantez burada bahsettiğim konu ikili sıkıştırma-tam saha baskı gibi savunmalara karşı topu yarı sahaya getirebilecek ikinci oyuncu değil ikinci bir oyun kuran )

ben bu fazlaca anekdotun devamında oyunu tamamen dario sariç'in üzerine yığmayı doğru bulmadığımı söylemek istiyorum. evet burada oyun portföyü oldukça geniş bir efes kadrosu ve starlığı emir preldzic, sammy mejia gibilerin çok çok üzerinde bir dario sariç var kabul ediyorum. ancak yine de oyunu forvetten yönlendirmeyi tek ana plan olarak hedefleyen bir anadolu efes olursa burada büyük sıkıntılar yaşayabilirler.

ikinci sıkıntılı konu ise uzun rotasyonun bu kadar çeşitli hücum silahı yaratmasına mükabil kısa rotasyonun onların yaratabildiği ve açabildiği alanlara hükmedecek oyuncular olup olmadığı. bu denli potaya hem uzak hemde yakın opsiyonlara sahip uzun rotasyonunun delici kimliği draper'la sınırlı kalmasa daha iyi olurdu. tabii burada zaten üzerine konuşabileceğimiz tek isim matt janning. onun yapabilecekleri ve yapamayacakları bu noktayı dolduracaktır. ben janning ismine kesinlikle karşı değilim ancak onun oyununu hayli geliştirmesi ve eklentiler sunması şart gibi görünüyor.



tahmin





7 yabancılı, genç ve henüz olmamış türklerden kurulu anadolu efes kadrosu biraz geçiş sezonu izlenimini verse de takım olgusu oluşabilirse euroleague için underdog etiketli bir takım olacaktır. beklentilerin düşük olması ve bütçenin neredeyse geçen seneden bile az olması bunu destekleyen bir unsur. ivkovic'in saha içinde takıma hükmedebilme kabiliyetini tartışmaya açmak haddimize değil ancak buna oldukça fazla ihtiyaç duydukları kesin. hakeza sariç'in de liderlik kabiliyetleri. oyunu ve skoru tüm rotasyona dağıtabildikleri oranda başarı şansları ve gelişim olanakları artacaktır.

kağıt üstündeki kadroyu ele aldığımızda oyunu olabildiğince düşük skorlu tutarak ve doğru yerleşim üzerinden giderek mükemmelleşebilecek bir takım. fakat belli pozisyon ve ihtiyaçlar doğrultusunda bariz eksikleri de olan bir kadro. bu konuda isminin açıklanması istemeyen bir uzman görüşü şöyle diyor "ivkovic hiçbir takımında ilk senede başarılı olamaz. kasten bazı pozisyonları güçsüz bırakır ki ikinci sene transfer için bütçe ayrılsın. ohh gelsin komisyonlar" 

komisyon kısmını "ne ka sariç o ka köfte" adlı türküyle tanıdığımız türkçe sözlü hafif batı müziği sanatçısı dekoburak'ın üzerine atıp saygıyla huzurlarınızdan ayrılıyoruz.

dontaye draper - doğuş balbay
matt janning - birkan batuk - okben ulubay
stratos perperoglou - cedi osman - cenk akyol
dario sariç - milko bjelica - deniz kılıçlı
nenad krstic - stephan lasme - emircan koşut





15 Ağustos 2014 Cuma

fenerbahçe ülker ve felsefe



değişen basketbola ayak uyduramayan coachların sıklıkla yaptığı hatalardan biri başarıya ulaşmış modelin mükemmelliğini savunup neticede meydana gelen başarısızlığı istisnai bir durum olarak görmektir. fakat oyun o denli hızla değişiyor ki belli kalıplara tıkılıp kalan coachların kısa zaman dilimlerinde zirveden dibe inişine tanıklık edebiliyoruz. artık kendini geliştirmeyen ve doğrularını sorgulamayan herhangi bir coacha kulüplerin tahammülünün olduğunu sanmıyorum.

obradovic 14 yıllık panathinaikos döneminden sonra basketbola 1 yıl ara vererek hem avrupa basketbolunu hem de dünya basketbolunu dışarıdan bir gözle inceleme fırsatını buldu. gözlemleyebildiğimiz kadarıyla da kendisinin yenilmez bir ekole çevirdiği pick&roll temelli oyun anlayışının artık daha savunulabilir olduğunu gördü. ve bunun için olsa gerek 1 yıllık aranın ardından parkelere döndüğü fb ülker'de geçmişte tanjevic, messina gibi coachların üzerine çalıştığı sistemlerden feyz alarak kendisini değiştirme yoluna gitti.

aslında obradovic'in oyun sisteminden öte inandığı şeyler var. bunların başında o oyuncuları dönüştürebileceğine inanan bir coach. bu yüzden sürekli oyuncularıyla diyalog halinde. kazanmayı maç içinde kazanmak kadar gelişip, üzerine bir şeyler koyabilmek olarak gören bir coach. buradan hareketle içlerinde benim de dahil olduğum bir kesim tarafından geçen sezon başı fb ülker kadrosu üzerine getirilen eleştirilere dönmek de yarar var. o kadro benim için yanlış mühendislikti. pivotuna uymayan guard, sisteme uymayan pivot, bojan-emir-kleiza gibi yan yana değil parkede düğün salonlarında bile oynatılmaması gereken 3 adama takımın sorumluluğunu vererek sezona başladı. onları dönüştürebileceğine inandı. ancak başaramadı.



ben bu yeni yolculukta obradovic'in kafasının hayli karışık olduğunu düşünüyorum. her şeyin saha kenarından direktiflerle yönlendirilebildiği bir modelle saha içinde kendi çözümünü üretebilen oyuncuların olduğu bir modelin çakışması yaşandı. ikisi bir arada yürümedi. obradovic mizacı bu yeni sistemde ikilemlere düştü.
şöyle ki messina ekolü oyuncuların saha içinde çözüm üretebilme kabiliyetine çokça inanarak ayakta kalır. ergin ataman çoğu zaman en sıkışık durumda olsa bile mola almamayı tercih eder. bunun sebebi oyuncuların yeni bir şeyler yaratabilmesidir. o esneklik oyuncuların yaratıcılığı geliştirir ve üstüne özgüven sağlar. arroyo'nun 3 yılını incelersek ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır. aslında bu denklem iki taraflı kazan&kazan yaratan bi' denklem. arroyo saha içinde çözüm üretebildikçe coachun ona tanıdığı esneklik arttı, esneklik arttıkça da arroyo'nun yaratıcılığı.

saha içinde sorumluluk kavramı üzerine geçenlerde bir yazı yazmıştım. bugünkü yazdıklarım aslında o günün bir devamı niteliğinde. elbette belli sınırlara sahip bir sorumluluk ancak oyuncunun da kendisini kanıtlamasına izin verecek bir esneklik. yine yakın zamandan örnek verecek olursak farmar&mahmuti ilişkisini inceleyebiliriz. lider ve yaratıcı bir rolde takıma monte edilen oyuncunun katı sınırlar içinde git gellerini gördük bir sene boyunca.

elbette her coachun kendi doğruları ve inanışları vardır. kimisi mevcut oyununu mükemmelleştirmenin peşinde koşar; kimisi ise her şarta uygun oyun oynayabilmenin. kimisi için rotasyondan sapmak sisteme vurulan darbe olarak görülürken kimisi için dar bir rotasyonla oynamak oyuncuları tanımak ve yeni keşifler yapabilmek anlamı taşır.



tekrar obradovic'e dönecek olursak bu kararsızlığın tam ortasında ne eski doğrularını tam olarak kabul edebildi ne de tamamen onlardan kopabildi. yapmak istediği şeyin 2 ana temeli vardı. ilki tanjevic'in yıllarca üzerine çalıştığı 5 forvetli düzen gibi savunmada uzun kalabilmenin faydasını görmek istedi. burada pg rolünü hayli kısıtlayarak o rolün sorumluluğu diğer pozisyonlara pay etmek istedi. ( tanjevic bunu hidayet odaklı ve biraz da mecburiyetten yapıyordu. kısıtlı skor gücü ve yaratıcılığı olan takımın fark yaratmasının yolunu savunmada bulmuştu. uzun bir 5 ve düşük tempoyla ) tanjevic'in düştüğü en büyük hata olan hareketsizlikten nasibini almamak içinse özellikle uzun pozisyonunda hareketli ve çabuk oyunculara yönelmişti.

sistemin ikinci ana temeli ise messina ve ekolünün "iyi oyun ancak iyi oyuncularla oynanabilir" sözünü baz alıyordu. yani oyuncuların durduğu noktaların santim aralıklarının dahi çok önemli olduğu ikili oyunlardan daha çok eşleşme problemlerini önemseyen, birebir yaratıcılıklara ihtiyaç duyan ve bunu yapabilmek için yetenekli oyunculara yönelen sistem. ( okuduğumuzu anlayalım: eşleşme problemlerini kullanmak, birebir oyunlar oynamak elbette bütün sistemlerde kullanılan şeyler ancak makro temelde oyunun yapı taşının bunlar olması farklı şeyler. hakeza spacing tüm sistemlerin çalışır kalmasını sağlayan en önemli unsur. ancak sadece doğru spacing'le başarının geleceğine inanmak başka bir şey. )



obradovic geçen sezonun başarısızlığından kendisine ve takımına paylar çıkarttı ancak onun saptamaları benimkinden biraz farklı oldu.

- obradovic başarısızlığın en büyük payını liderlik katkısı vermesini beklediği oyunculara ve takımın geri kalanından çok ayrı hareket eden bo mccalebb'e kesti. yaratmak istediği takımla mccalebb uyuşmuyordu.

- oyunu forvetler üzerinden şekillendirmenin hareketsizliğe yol açmasından çok rahatsız oldu. savunmada uzun kalmanın getirisiyle hücumda akışkanlığa kavuşamamayı teraziye koyup yaratan oyuncu kimliğini forvetten combo guardlara dönüştürdü.

- pota altı savunmasında yaşanan 'koruyucu' eksikliğini size bakımından değil atletizm açısından bi' eksiklik olarak gördü ve tercihini nemanja'nın varlığına rağmen vesely'iyi, geçtiğimiz sezondan ve türk oyuncuların dönüştürülebilmesinin zorluğuna aldırmadan/ders çıkarmadan semih erden'i aldı.

- oyunun hücum yönünü bol hareket ve yaratabilen oyuncularla donatırken en önemli diğer eksik olan saf point guard ihtiyacına yine aldırış etmedi. 1 oyuncudan değil 4-5 oyuncudan oyun kurabilme yolunu seçti.

sonuç olarak obradovic yine zor olanı seçti. başarılı olur olamaz onu kestirebilmek geçen seneden çok daha zor. sahaya çıkmadan, oyunu görmeden ahkam kesmekte. bu takım tüm bu savunma handikaplarını nasıl çözümleyecek, hücumda çözüldüğü zaman nasıl bir reaksiyon gösterecek, mental düşüş anlamında o şartlara nasıl göğüs gerecek ve ayağa kalkacak bunların hepsi soru işaretleri. çok fazla sorunlu oyuncuyla yine biraz tuhaf bir kadro mühendisliğiyle yola çıkarlarken bu kez geçtiğimiz sezon yaptıkları hataların bedeli daha ağır olabilir. isminiz obradovic olsa bile.





yazının ikinci bölümünde fb ülker'in kadro incelemesine geçmeden obradovic'e mal edilen ve bir felsefik doktrin üzerine oturtulmaya çalışılan sistemin aslında yıllardır avrupada çeşitli coachlar tarafından denenen şeylerin farklı bir fraksiyonu olduğunu anlatmaya çalışmıştık. tanjevic, messina, ataman gibi coachların yapmak istediklerine odaklanmadan obradovic ve yeni sistemi üzerine çok kallavi sözler etmenin doğru olmadığını düşünüyorum.

1) fb ülker'in kadro yapısında ilk göze çarpan detay işin hücum kısmında topun rahat dolaşmasını sağlayacak pasör oyuncular ve boş şut geldiğinde yüzdeli bi' şekilde bu atışları kullanacak oyuncular göze çarpıyor. yani daha spontane bir şekilde topun dolaştığı, ekstra pasların doğru şekilde kullanıldığı ve nihayetinde oyunda bulunan tüm oyuncuların o son pası asist dönüştürecek birer dış şutör olması.

2) ikinci olaraksa saf point guardlar olmasalar da topa yön verebilecek ve topu taşıyabilecek oyuncu miktarındaki fazlalık.

bu iki unsur şu açıdan çok büyük önem arzediyor: maç içinde yolunda giden hücum düzenini değiştirmeye zorlayan en basit ve en çok kullanılan yollar mesafeyi daraltan, boyalı alana doğru kalabalıklaşan savunma ( bunun panzehiri yüzdeli dış atışlar ) ve topa baskılı savunma. ( topu getirecek guard özellikli oyuncular ve pas meziyetleri kolay atış şansı verir ) fb ülker bu iki savunma hamlesini boşa çıkartabilecek bir kadro kurdu diyebiliriz.

3) üçüncü veri koşan ve hareket eden bir takım izlenimi. hem uzunlar hem de kısalar koşabilen ve tam saha oyununa yatkın isimler. temiz alınan her ribaund sonrası erken ve kolay sayıya yönelebilecek bir takım. bunu geçtiğimiz iki sezonun real madrid'in de çok sık görüyorduk. ribaundu alan uzun, koşan mirotic ve rudy, uzun pastan çekinmeyen llull, sergio.

4) birebirde rakibini geçebilecek kısalar. uzunları sayesinde alan açamayan takımların en büyük ihtiyacı penetre silahıyla potaya saldıran ve bu sayede yeri değişen savunmayı pas tercihleriyle öldürebilen oyuncular. rakip savunmanın dengesini bi şekilde bozacak oyuncular. andrew, hickman ve bogdan potaya saldırma kısmı olmasa dahi rakibini birebirde yenebilme güçleriyle bu ihtiyaca hizmet edeceklerdir.

5) geçen sezon maçın belli bölümlerinde kullanılan nemanja'nın 5 numara pozisyonunda oynadığı düzeni şimdi hem nemanja hem de vesely ile kullanabilme özgürlüğüne sahipler. hatta vesely-nemanja-zoriç üçlüsünü beraber kullanabilme.



kadroda bulunan oyuncularda hickman'ın kolayca faul alabilmesi ve serbest atış çizgisine gitmesi, kenan'ın halen işlenebilecek ve sınıf atlayacak bir yetenek oluşu, nemanja bjelica'nın rolünün artacak olması, zoric'e daha fazla işlenebilirlik sağlayabilecek kısaların oluşu, el üstü şut sokabilecek bogdan ve goudelock onlar adına en büyük artılar.

semih erden tercihi, savunmada kısa ve undersized kalacak olmaları, tek tek ele alındıklarında savunma konusunda yetersiz kalabilecek oyunculardan kurulu bir kadro olmaları, takımı taşıyacağına kefil olunacak bir lider olmaması, tempoya hükmeden saf bir pg eksikliği olması, kendini göstermeye meyilli ve raydan çıkması kolay olabilecek oyuncu fazlalılığı, oyuna çeşitlilik anlamında fark yaratacak uzunların benzerlikleri, sorun anlarında oyunu değiştirme zorlukları ise bana göre kadronun sıkıntılı tarafları.

yazımızı noktalarken obradovic ve onun fenerbahçe ülker'inin ligin yine en büyük favorisi olduğunu söylemek lazım. euroelague'de ise yine çok bilinmeyenli bir denklem olarak kalacaklar. bir cümleyle özetlemek gerekirse fenerbahçe ülker obradovic'in oyuncularından daha fazla çalışmasını gerektirecek bir kadro kurdu.

ricky hickman - kenan sipahi - can altıntığ
bogdan bogdanovic - andrew goudelock
emir preldzic - serhat çetin
nemanja bjelica - jan vesely
luka zoriç - semih erden - oğuz savaş - izzet can türkyılmaz